ASİT YAĞIŞLARI SUYA VE BİTKİLERE ZARAR VERİYOR

0
49
ÜNİVERSİTELER ÇEVRELERİNE YARARLI OLUYORMU ?

                        ASİT YAĞIŞLARI SUYA VE BİTKİLERE ZARAR VERİYOR

Dünyanın oluşumundan beri 4.5 milyar yıldır canlı cansız tüm varlıkların birbirleri ile uyum içinde bulunmaları doğal yaşamın kuralıdır. Öyle bir yaşantı ki insan karışmadıkça düzgün bir şekilde sürüp gidiyor. Canlılar arasında besin zinciri ağı kurulmuş biri diğerine yem oluyor. Hem toprakta hem de sularda bu ağı çok açık şekilde izleyebiliriz. Toprağa atılan tohumun çimlenmesinden meyve tohum verinceye kadar geçirdiği evrelerde besin zinciri muntazam işler. Sularda da böyledir. Su ortamında balıkların beslenmesi, büyümesi  besin zinciri sayesinde gerçekleşir. İnsanoğlu bu zinciri koparmada oldukça ustadır. Toprağı, suyu kirleterek her iki ekosistemi bozar, canlı yaşamını tehlikeye atar.

Yalnız toprak, su  olsa üstelik hava kirliliği  de günümüzde ayrı bir sorundur. Kirli hava sadece havada kalmaz, toprağı, suları, ormanları bozar, hatta beton binaları bile aşındırır. Bir bölgede hava kirli ise; bölgenin toprakları, akarsuları, gölleri, denizi, ormanı, park ve bahçeleri kirlenmeye adaydır. Dünya ülkelerinin en çok şikayet ettikleri konuların başında önce kirli hava, ardından tarım yapılan topraklar, tüm yerüstü kaynakları ve hatta yer altı sularının gün geçtikçe kirlenmesidir.

 

HAVA KİRLİLİĞİNDE ETKİN OLAN FAKTÖRLER

Sanayi devriminin başlamasıyla hava kirliliği de artmaya başladı. Sanayiden çıkan gazlar, petrol ve kömürün yakılması ile meydana gelen ürünler, yoğun trafikten yayılan eksoz gazları, yanardağlardan püsküren maddeler, orman yangınları v.b. pek çok hava kirletici mevcuttur. Bunların büyük bölümü insan hatasından kaynaklanıyor. Zaman zaman lav püskürten yanardağları saymazsak, diğerlerinin sebebi insanların tedbirsizliği ve vurdumduymazlığının sonucudur. Tüm bunlar asit yağışlarının oluşumunda etkin rol oynarlar.

 

ASİT YAĞIŞLARI NEDİR, NASIL OLUŞUR?

Fabrika bacalarından, evlerden, çöplüklerden ve yoğun trafikten atmosfere çıkan gazlar çok yükseklerde birikmez. Yaklaşık olarak yeryüzünden itibaren 1000 metrelik bölümdeki kirlilik bitki topluluklarını, akarsuları, gölleri, denizleri ve yerleşim yerlerini etkisi altına alır. Atmosfere yayılan gazlar arasında azot (N), Kükürt (S) ve Klor(CL) çoğunluktadır. Bu elementler fosil yakıt olan petrol ya da kömür kökenlidir. Azot,önce hava oksijeni ile birleşerek azotdioksit’e (NO2) dönüşür. Daha sonra hava nemini emerek nitrik asit (HNO3) oluşur. Kükürt gazı da aynı kimyasal reaksiyonlara uğrar, sülfirikasit (H2SO4) meydana gelir. Klor ise hidrojen ile reaksiyona girerek hidroklorikasit (HCL) şeklinde yeryüzüne yağmaya  başlar. Genelde asit yağışlarının oranı bilim çevrelerince şöyle belirlenmiştir. %60 H2SO4, %30 HNO3 ve %10 HCL asit şeklindedir. İnsan yaşamını aktif olarak etkileyen kirlilik 1000 metre içinde gelişmektedir. Özel durumlarda üst atmosfer tabakasından yayılma ile kirli hava çevrenin dışına taşınır. Almanya’nın Ruhr bölgesinden ve İngiltere’den yayılan kirli hava Norveç ve İsveç’e ulaşabiliyor. Olay zaman zaman uluslararası sorun haline gelmektedir.

Aslında yer ile atmosfer arasında oluşan doğal kirliliği, okyanuslar, denizler ve ormanlar yutmaktadır. Bu sistem yardımıyla günlük az boyuttaki kirlilik hiç fark edilmez, zararı yoktur. Ancak kirliliğin boyutları artarsa zarar verici duruma geçer.

Bir yerleşim bölgesi  vadi boyunca uzanıyorsa ve o bölgenin hakim rüzgarlar yönü vadiye paralel ise, çok hafif bir rüzgar bile kentin havasını temizler.

 

HAVA KİRLİLİĞİNİN BİTKİYE ZARARLARI

Asit yağışlarından ayrı, bitkilere zarar veren  başka kirleticiler de vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

  • Fotokimyasal oksidanlar Ozon(O3), Azotoksit(NO), Karbonmonoksit (CO) Hidrojen Florit (HF),Peroksiasetili Nitrat(PAN)
  • Ağır metaller, İzelementler
  • Tozlar

Hava kirliliği etmenlerinin ençok zarar verdiği organlar yapraklardır. Stomalardan giren kirli hava, yaprak dokusunu tahrip eder. Transprasyon ve fotosentesi etkiler. Bitkiler üzerinde lekeler, yaralar, yanıklar ve klorozlar oluşur.

Olayı şematik olarak gösterirsek:

SO2           HF       O3       PAN

 

Bitkiye giriş

Biyokimyasal Reaksiyonlar

Hücrenin zarar görmesi

Ekonomik kayıplar

 

Normal koşullarda stomalar ışık altında açılır, karanlıkta kapanır. Rüzgarın hızı 25 m/dk. Olduğunda  kirleticiye maruz kalan yaprak yüzeyi azalıyor. Oysa 10 m/dk’lık hızda herhangi bir değişim görülmüyor. Kirleticinin yoğunluğu ve bitkinin kirletici ile karşı karşıya kalış süresi zarar oranının artırıyor.

 

BİTKİNİN MORFOLOJİK YAPISI KİRLİLİKTE ETKİLİDİR

Dış etmenlerin yanında bitkinin anatomik yapısı ve morfolojisi kirleticilerin alınmasında rol oynar

  1. Olgun yapraklı bitkilerde stomalar daha çok fonksiyoneldir.
  2. Yaprak tüyleri, yaprak yüzeyinin direncini artırarak, kirleticilerin stomalardan geçişini azaltır.
  3.  Kirleticilerin kök, çiçek, dal, gövde ve meyvelerde zararı daha azdır.
  4. Kirleticiler stomalardan girince, boşlukları doldurur, zardan geçerek hücrenin protoplazmasına karışır, biyokimyasal reaksiyonlara neden olur.

Oksidant yapısındaki kirleticiler (O3), PAN, NO2 plazmanın geçirgenliğinin bozulmasına neden olular.

Asit karakterli olanlar (SO2, HF) hücre plazmasında H2SO4 ile H2FO4’e (hidro florik asit) dönüşerek hücrenin osmotik dengesini bozarlar, enzimlerini çalışamaz hale getirirler.Bir nevi toksin görevi yaparlar.

Şematik olarak gösterilirse;

O3, PAN, NO2
SO2,HF

 

 

 

 

 

Plazmanın oksitlenmesi                                            Plazmanın oksitlenmesi

 

Plazmanın geçirgenliğinin                                        Hücre içinde yoğunlaşma

bozuluşu

 

Osmotik dengenin                             Toksinlerin oluşması

bozulması

 

 

Metobolizmanın bozulması

Hücrenin çalışmaması

 

Sonuç olarak genelde insan  hatasından kaynaklanan çok çeşitli kirleticiler bitkilere önemli zararlar verir. Zarar sadece bitkilere değil, tüm canlı ve cansız varlıklar bundan etkilenir.

Yerüstü su kaynaklarının (deniz, göl, baraj gölü, nehir, ırmak, dere v.b.) kirli havadan yağan asit yağışları ile fiziksel, kimyasal ve biyolojik yapılar bozulur.

Yer altı suları da bundan nasibini alır. Toprağa yağan asitler, süzülerek yer altı sularına iner. Yer altı suları genelde içme ve kullanma amaçlıdır. Yoğun asit yağışları yer altı sularını kullanılamaz duruma getirebilir. İşin kötü yanı  asit etkisine giren yeraltı sularını kullanılır şekle getirmek olanaksızdır. Belediyelerin yaptığı klorlama ile sadece kolibasili bakterilerini zararı ortadan kaldırılabilir. Ozonlama daha etkili bir yöntemdir. Ancak pahalı  olduğundan belediyeler buna yeterli para ayırmazlar. Toprağı, yeşili ve su kaynaklarını korumak için  sadece hava kirliliğini ortadan kaldırmak yeterli değildir. Atık, kirli sular zirai ilaç kalıntıları, ölçüsüz kullanılan gübreler ve erozyon birer önemli faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunları disipline etmek hiç kolay değildir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here