MEVCUT EĞİTİM SİSTEMİMİZ VE 10 YIL SONRASI

0
79

MEVCUT EĞİTİM SİSTEMİMİZ VE
10 YIL SONRASI

Ülkelerin gelişmişliği , gayri safi milli hasılalarından araştırma ve geliştirmeye ayırdıkları payla ölçülür. İslam dünyasında bu pay % 1 civarında ve ülkemizde biraz daha fazladır. Gelişmiş ülkelerde ise % 10 dan yüksek pay araştırma geliştirme ve eğitim için ayrılır.
Bunun etkilerini bilimsel atıf sıralamasında görebiliriz. Yakın zamana kadar Türkiye önde giden İslam ülkesi idi. İran bugün bizi geçti. İslam dünyasında Nobel ödülü kazanımlarına baktığımızda ; 1979 yılında Pakistan’lı fizikçi Abdus Salam ilk ödülü aldı. 1999 yılında Mısır’ lı kimyacı Ahmed Zuveyl kimya dalında ve daha sonra ülkemizden Aziz Sancar tıp dalında Nobel almıştır. Bu bilim adamları çalışmalarını kendi ülkelerinde yapmadılar. Yabancı ülkelerde, kendilerine tanınan geniş imkanlar altında çalıştılar ve kazandılar. Eyer Aziz hoca Türkiye’de olsaydı , Nobel ödülü kazanması hayal olurdu. Her şeyden önce kendi meslektaşları bunu engellemeye çalışırdı. Uygun ortam olmadıkça başarı elde etmek mümkün olmuyor. Nobel ödülü alan bilim adamları gelişmiş , rahat çalışma imkanı olan ülkelerden çıkıyor. Türkiye’den oralara giden ve dönmek istemeyen bilim adamlarının en çok yakındıkları konu, kendi ülkelerinde alt yapı imkansızlıkları ve rahat çalışma ortamı olmaması..
Sovyetler Birliği dağıldığı zaman , orada bulunan kıymetli bilim adamlarının hiç biri bizim ülkemiz gelmediler. Çalışma ortamı uygun olan başka ülkelere gittiler. Oysa 1930 ‘larda Hitlerden kaçan Yahudi kökenli birçok bilim adamı Atatürk’ün onları kabul etmesiyle bize geldiler. Hitlerden çekinen ülkeler onları kabul etmedi. Daha çok Amerika’ya gittiler. Türkiye’de ki üniversitelerin kuruluş aşamasında İstanbul’da ve Ankara’da bu bilim adamlarının çok yararı oldu. Ben , bunların bir kaçını tanımıştım. Bizler Ziraat Fakültesinde öğrenci iken hocalarımız Yahudi kökenli Almanların yanında eğitilmişlerdi. Almanya’dan gelen laboratuvar aletlerini kullanıyorduk. Eğitim sistemimizin temelini Almanlar atmıştı. Uygulamaya ağırlık verilen bir eğitimle bizler yetiştik. Almanların ,Türkiye’deki yaşantıları sonradan değişti. Bir kısmı 2. Dünya Harbi sonrasında geri döndüler. Türkiye’yi sevenler , her ne kadar çalıştıkları ortamdan memnun olmasalar da Türkiye’de kaldılar. Türkiye’de kalıp üniversitelerde ki görevlerine devam edenlerin en çok yakındıkları konu çalışma ortamının gittikçe bozulduğu yönünde idi. Oysa atılan bu temel üzerine yeni bilim adamları yetişseydi , bu gün üniversitelerimizde çok NOBEL ÖDÜLÜ alacak kuşak olacaktı…
BU GÜN ÜNİVERSİTELERİMİZ NE DURUM DA ?
Bilim yapmak, çok iyi eğitim görmüş olmayı gerektirir. İlk okuldan başlayan , üniversiteye uzanan ve daha sonrasında uzmanlaşan uzun bir süreç sonunda bilimsellik oluşur. Bilim adamları uygun çalışma ortamı bulursa , yani sevginin , saygının , maddi imkanları olan ve alt yapısı gelişmiş bir ortam içinde başarılı olunabilir. Bizde henüz bu saydıklarım çok eksik…Üniversite sayısı 200’leri geçti. Para kazanma peşinde olan bazı Vakıf Üniversitelerinin sayıları durmadan artıyor. Her ilde bir, veya daha çok üniversite açılıyor. Üniversite açmak için önce yetişmiş öğretim üyesine ihtiyaç var. Fiziki imkanlar yeterli değilse , öğretim üyesi de olsa öğrenci iyi yetişmiyor. Hızlı bir şekilde üniversiteler kuruldu. Siyasi amaca yönelik olarak çoğu açıldılar. Hazırlıksız , imkanları olmayan her il ve ilçede üniversite açmak yerine bölge üniversiteleri kurulsaydı daha mı iyi olurdu?. Bizden sonra yola çıkan ülkeler önümüze geçti. Eğitimde OECD, PISA sıralamasında hep alt sıralardayız. Neden böyle ! bunu sorgulamamız gerekmiyor mu ?.

TÜBİTAK’ın mevcut durumu artık bilime katkı için fazla heyecan vermiyor. Kuruluş yıllarında çok daha faal iken , bu gün eski dinamik gücü kalmadı .TÜBİTAK’ı siyasi polemiklerden uzak tutmak lazım..

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.