ÇEVRE VE KANSER

0
406
ÇEVRE VE KANSER

ÇEVRE VE KANSER

Çağın en korkunç hastalığı olan kanserin çevre ile yakın ilişkisi olduğu biliniyor. Çevre kirliliği, gelişen teknoloji, düzensiz kentleşme, dengesiz beslenme, ozon tabakasının incelişi, küresel ısınma, psikolojik rahatsızlıklar v.b. öncelikle sayılabilen faktörlerdir. Genlerle ilişkisi de biliniyor. Ancak günümüzdeki yaşam koşulları daha etkili olup genleri tetiklemektedir.
Sanayideki gelişmelerle 1975 yılından sonra artış hızlandı. Dünya genelinde ölümlerin başında kanser bir numaradır. Türkiye’de her yıl 400.000 kişinin kanserden öldüğü biliniyor.
Kansere yakalanmada çevre kirliliğinin, sağlıksız ve bilinçsiz gelişen teknolojinin ve düzensiz kentleşmenin etkisi vardır. .
Birçok ileri ülkede sanayi patlaması ile birlikte kanser oranında artışlar dikkat çekiyor. Henüz Türkiye’de kimya sanayinin çok iyi gelişmemesi nedeni ile kanser vakaları da diğer ülkelere nazaran azdır. Türkiye kanser olaylarında dünyada 35. sıradadır. Endüstrileşme ile kanser vakaları arasında paralellik vardır. Eskiden iktisadi ve toplumsal bunalımlar bugünkü boyutlarda değildi , insanlar psikolojik yönden daha rahattılar. Daha temiz bir çevrede doğal besin maddeleri yiyerek, naylon, perlon v.b. gibi sentetik kumaş yerine saf yün, pamuk, ipek ve ketenden yapılmış giyecekler kullanıyor, kimyasal madde içermeyen kozmetikler kullanıyor, temiz ve sessiz yerlerde oturuyorlardı.
KANSERİN NEDENLERİ ÇEŞİTLİDİR
Aslında kanser olayı son derece karmaşık bir hadisedir.Bunlar iç etkenler ve dış etkenler olarak ayrılabilir.
İç etkenler: kalıtım, ırk, yaş, cinsiyet, hormonal sistem ve iç salgılar, bağışıklık olarak sıralanabilir.
Dış etkenler ise: coğrafik ve bölgesel etkenler, toplumsal etkenler (sıkıntı, bunalım, üzüntü, işsizlik, baskı, gerilim) beslenme bozukluğu (yetersiz ya da aşırı), tahriş ve sıcaklık, bazı virüsler, ışın ve radyoaktivite ile kimyasal maddelerdir. .
Zift, katran, baca dumanı ile uğraşan insanların kolay kansere yakalandıklarını ilk defa İngiliz’ler buldu. Fosforlu saat yapan fabrikalarda çalışan işçi kızlarda İsviçre’de dil kanseri görüldü. Çünkü saatlerin rakamlarına sürülen boyada radyum bileşikleri vardı ve işçiler bu boya fırçasını ara sıra dillerine sürüyordu.
Ayakkabı imalatçılarında çok rastlanan kemik iliği ve kan kanserine, kullanılan benzen’in neden olduğu anlaşılmıştır. Radyum ve Polanyumu bulan Madam Curie’nin deri ve kan kanserine yakalanışı, uranyum madenlerinde çalışan işçilerde akciğer kanseri, radyologlarda ise kemik iliği ve kan kanserine sık rastlanması radyoaktif ışınlarının kanser yapıcı etkisinden kaynaklanıyor.
Günümüzde kirlenen çevre, besinle veya ilaçlarla vücuda alınan ya da temas edilen 7000’den fazla kimyasal madde kullanılıyor. Bunlardan 1400’ünün kansere neden oldukları ve bunlara kuşku ile bakıldığı iyice anlaşılmıştır.
Kesin olarak kanserojen olduğu saptanmış 22 maddeden 9 tanesinin en tehlikeli kanser yapıcı olduğu anlaşılmıştır. Bu maddeler:
1-Asbest( amyant) : Yalıtkan madde üretiminde, bazı ev eşyalarında kullanılıyor. Doğal olarak toprak ve kayalarda bulunur.
2-Benzen (Benzol) : Rafinerilerde, insektisidlerde, ayakkabı imalathanelerinde kullanılıyor.
3-Benzidin : Boya maddelerinde ve lastik endüstrisinde
4-Kömür ve petrol yan ürünleri ile yanma ürünleri : Petrokimya, demir-çelik, havagazı endüstrisinde, asfalt ve katranda,
5-Arsenik : Arsenik içeren maden işletmelerinde ve bazı endüstrilerde
6-Nikel ve bileşikleri: Bazı metal ve alaşım endüstrisinde
7-Vinil klorür ve birçok organik klor bileşikleri: Plastik endüstrisinde ve klorlanmış kirli sularda
8-Sigara ve tütün dumanı : Sigara içenlerde veya böyle yerlerde bulunanlarda
9-Radyasyon : Güneşten gelen morötesi ışınlarda, Radyoaktif elementlerde
Sırası ile saydığımız maddeler akciğer, deri, üst solunum yolları, kemikiliği, mesane, hormon bezlerinde kansere neden olurlar.

CANLILARIN DIŞ ETKENLERE KARŞI SAVUNMA SİSTEMLERİ VE UYUM
Canlılar çevreden gelen etkilere karşı belirli tepkiler gösterirler. Bu tepki sonucu iç düzeni koruyabiliyorsa çevreye uyum sağlamış olurlar. Ancak, çevresel etki şiddetini ve süresini artırırsa ya da canlı sistem bu etkiye uyumlu yanıt verecek güç ve yeteneğe sahip değilse uyumsuzluk ortaya çıkar. Belirli düzeylerdeki dış etkenlere uyum sağlamış pek çok genetik mutasyon olayları görülmektedir. Örneğin, güneşte yanan bir kimsenin derisini kızarması ve sonunda esmerleşmesi, güneş ışınlarına karşı bir savunma mekanizmasıdır. Bu olayda metabolizma deriden güneş ışınlarının geçişini azaltıcı özel pigmentler üretmekte, sonuçta kızararak kalınlaşan deri daha sonra esmerleşmektedir. Güneş ışını aşırı gelirse metabolizmanın savunması yetersiz kalır ve deri yanarak soyulur.
Afrika ve Arabistan gibi kızgın güneşli çöl iklimlerinde ve tropik bölgelerde insanlar seleksiyona uğrayarak, güneşe dayanıklı siyah derili ırk meydana gelmiştir. Aslında güneş ışınları arzın çevresindeki ozon tabakası olmadan canlıların üzerine düşmüş olsa canlı sisteminde savunma ve uyum mekanizması yeterli olmayacaktı. Bu nedenle bu sistem çok iyi düzenlenmiştir. Güneşten gelen yüksek enerjili mor ötesi ışınlar atmosferin üst tabakalarında O2’yi fotokimyasal olarak ayrıştırır, bu olayda O2 atomları, komşu O2 molekülleri ile birleşerek O3 gazı oluşur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.