GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALARIN(GDO) SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK BOYUTLARI

0
10
GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ  ORGANİZMALARIN(GDO) SOSYAL,  EKONOMİK VE POLİTİK BOYUTLARI

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ

ORGANİZMALARIN(GDO) SOSYAL,

EKONOMİK VE POLİTİK BOYUTLARI

Bu konu sık sık gündeme geliyor Okadar önemli bir olay ki sonuçları yıllar sonra insan sağlığı üzerinde etkisini gösterebiliyor. Geçmişe bir bakın, canlıların toplu ölümlerini hazırlayan atom, hidrojen bombası, nükleer başlıklı füzeler ve öldürücü kimyasal gazların korkunç etkileri başlangıçta bilinmiyordu. Kullanıldıktan sonra ne oldukları anlaşıldı. Keza, tarımda kullanılan pestisitler, hormonlar, kimyasal gübrelerin de zararları aynı şekilde yıllar sonra ortaya çıkmaya başladı. DDT’yi keşfeden kimyacı Franz Müller Nobel ödülü almıştı. Sonra ne oldu? DTT’nin tehlikeli bir kanserojen olduğu anlaşıldı ve DDT’nin kullanımı yasaklandı. GDO’nun da ne olduğu henüz iyi bilinmiyor, gelecekte insanlığın başına neler açacağı yaşanarak görülecek, şimdilik meçhullerle dolu.
GDO’YU YAKINDAN TANIYALIM
Aslında bizler çoktan GDO teknolojisiyle birlikte yaşamaya başladık. Daha da önemlisi artık bunun dönüşü de yok! Üstelik buna, insanların varlığını tehdit eden diğer gelişmeler de dahil. Hele bu teknolojiyi ABD gibi bir dünya devi üretiyorsa, ne yapıp yapıp bunu çeşitli entrikalarla dünyaya pazarlayacaktır.
GDO’nun en ateşli karşıtları başlangıçta Avrupa ülkeleriydi, ama sonradan pes ettiler. GDO’lu ürünlerin üretimine karşı çıktılar, fakat kullanımı karşısında kimseye baskı uygulamadılar. Ürünlerin üzerine GDO’ludur etiketi konulmak kaydıyla satışına izin verdiler.
Avrupa Birliği’ne gireceğiz ya, Avrupalıların çıkardığı yönetmeliği bizim de aynen kabul etmemiz gerekiyordu. Pek çok konuda olduğu gibi bu da kabul gördü, ithal başladı. Ürünler ülkemize kontrolsüz girmeye başladı.
Bilim adamları GDO’nun bilimsel açıdan çok karmaşık olduğu görüşündeler. Ama çoğunluk, sonuçları bilinmeyen ürünlerin ülkeye girişi ve kullanışı hususunda iyimser değildir.
OLAYLARIN SOSYAL, EKONOMİK VE POLİTİK YÖNÜ
1980’li yıllarda GDO olayı çok yeniydi. Hibrit tohumların Türkiye’ye girişi başlamıştı. Mısır, Soya, Ayçiçeği, Patates, Karpuz, Domates v.b. bitkisel ürünlerin ve tohumların yanında 45 günde 3-4 kg. ağırlığına gelen kasaplık tavuk civcivleri İsrail’den ithal ediliyordu. İsrail bu azman hibritlerin genetikleri hakkında bilgi vermiyor, ancak yumurta veya civcivlerini satıyordu. Türkiye’deki İsrail firmaları bu işi üstenmişti. Büyük paralar kazanıyorlardı.
Yine o yıllarda tarım sektöründe dışa bağımlılık çok azdı. Tohum şirketleri iş yapamıyordu. Birdenbire dünya devi kimya şirketleri tohumculuğa başladı. Bunların arkasında GDO gerçeği vardı. Türkiye’deki tohumculuk şirketlerini yabancılar satın alarak kendi programlarını uygulamaya başladılar. Yeni gen aktarımları yaparak adeta azman hibritler üretip dünya pazarını ellerine geçirdiler. Günümüzde dünyada 100 milyon hektarı aşkın bir alanda transgenetik bitki ekimi yapılmaktadır. Ekim alanlarının %99’u Çin, ABD, Arjantin ve Kanada’da bulunmaktadır. 40 milyon hektarla ABD ilk sırayı alıyor. Başta mısır, soya, pamuk, pirinç, patates, domates, salatalık v.b. tohumluklar pazarlanıyor. Hepsinde karışık gen topluluğu var. Bunlara Transgenetik çeşitler deniliyor. Bunlar” Yüksek verimli tohumlar” şeklinde tanıtılıyor. Gerçekten normal tohumculukta alınan verimin 2-3 katı ürün alınabiliyor. Ama nasıl? Mısır koçanlarına bakıyorsunuz, oldukça şişman ve daneleri deve dişi gibi büyük, ama tatsız. Domatesler iri, susuz, şekli bozuk, tatsız. Bunları üreten ve satan şirketler çok ustaca tanıtımını yapıyorlar. Hastalıklara dirençli, çevre koşullarına uyumlu ve yüksek verimlidir propagandası yaptılar. Dedikleri doğrudur, hiçbir diyeceğimiz yok. Kalın kabuklu, dayanıklı, tatsız bu ürünlerin çevre sağlığı ve özellikle de insanlar üzerindeki olumsuzluklarına hiç değinmediler. Bu konuya girmek işlerine gelmez. Onların tek amacı, insanlığa zarar verme pahasına bol para kazanmaktır. Bunu da iyi başardılar ve halen devam ettiriyorlar.
GELİŞMENİN GERİYE DÖNÜŞÜ YOK
Bilim dünyasında konunun tarafları kadar karşıtları da var. Neden böyle? Çünkü GDO’lar iyi bilinmiyor. ABD’nin dev tohum şirketleri lehte propaganda yapıyor, bilimsel raporlar yazdırıyorlar. Bunların zararlı olmadığını iddia ediyorlar.
Artan dünya nüfusu beslenmek için gıda bekliyor. Belirli bir alandan elde edilen ürün mutlaka arttırılmalıdır. “Tohumların genetiği değiştirilerek bu hedefe ulaşılabilir” fikri bilim çevrelerince yüzyıllardır uygulanıyor. Ama nasıl? Belirli bir metodu var. Buna “ Islah Metodu” deniyor. Organizmaların DNA’sı üzerinde fazla oynanmıyor, Oysa GDO’lu ürün elde etmede buna dikkat edilmiyor. Düşünün, bitki genine balık geni, böcek geni veya bakteri geni transferi yapılıyor. Ne kadar anlamsız bir olay. Ama maalesef böyle. Sonuçta ortaya çıkan garip bir varlık. Biz bunu yiyoruz, neler getireceğini bilmeden, işte sorun bu. Şimdiye kadar dünya genelinde bilinen etkisi, bunların çeşitli alerjik reaksiyonlara neden olduklarıdır. Ayrıca antibiyotiklere karşı dirençli oldukları kanıtlanmıştır. Çalışmalar sürüyor. Tohum şirketleri ise lehte propagandalarını sürdürüyorlar.

TÜRKİYE’DEKİ SON GELİŞMELER
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu konuda çelişkiler içinde. 1 Mart 2010’a kadar GDO’lu bebek mamaları dahil pek çok ürünün tekrar ülkeye girmesi için yönetmelik çıkardı. Yeni yasa yolda. Öyle sanıyorum ki çıkacak yasa da farklı olmayacak. Oysa aynı Bakanlık 26 Ekim2009 tarihli genelgesinde bunu yasaklamıştı. Şimdi de değişiklik yaparak, 1 Mart’a kadar analiz yapılmadan ülkeye sokulacak ürünlere bebek mamasını da ekledi.Oysa 20 Kasım tarihli genelgede bebek mamaları dışında diğer ürünlerin girişini analiz yapılmadan serbest bırakmıştı.
İnsan sağlığı ciddiye alınmıyor. Sonuçları iyi bilinmeden GDO’lu gıda ve tohumların ülkeye girişine nasıl izin veriliyor? Bunların bırakacağı izler hemen görülmez. Gelecek nesilleri bile risk altına sokabilen özellikte ürünlerdir. Hele bebek mamalarında kullanılmaları daha sakıncalıdır.
Şurası bir gerçek, Türkiye’de yenilen, içilen ürünlerin kontrolü yapılmıyor. İçilen sudan tutun; deniz, göl ve nehirde yaşayan su ürünleri acaba neler içeriyor? Ağır metal kalıntısı, zirai ilaç, deterjan v.b. toksinlerin balıklardaki birikimini bilen var mı? Peki bunları kim kontrol edecek? Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı üzerine düşeni yapıyor mu?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here